Kentler büyüdükçe, betonun gri tonlardaki yüzeyleri daha çok görünür oldu. Boş arsalarda, yol kenarlarında, kullanılmayan kaldırımlarda, ihmal edilmiş köşelerde yalnızca çöpler ve kurumuş otlarla karşılaşılıyor. Kentlerimiz, kent kimliğini ve özellikle de yeşil hafızasını kaybetmek üzere. Oysa tam da bu alanlarda, dünyanın birçok yerinde, sınırlı da olsa yeşilin sessiz direnişi yaşatılabilir.

Sahipli ya da sahipsiz, terk edilmiş ya da ihmâl edilmiş alanların, bitkilendirilerek yeşillendirilmesine yönelik eylemler "Gerilla Bahçeciliği" olarak adlandırılıyor. Bu kavram, genellikle “yasal kullanım hakkı olmayan” alanlara tohum atma, dikim yapma veya peyzaj müdahalesi şeklinde tanımlanır. Kavramın yaygınlaşması, 1973 yılında Liz Christy ve grubunun "Green Guerrillas" girişimiyle dinamik döneme evrilmiştir.

"Gerilla Bahçeciliği"nin yasal tanımı yoktur. Genelde açıkça yasak değildir; ama tam olarak kabul edilmiş bir yöntem de sayılmaz. Öncelikle, üstün bir amaca hizmet ettiği açık ve nettir. Amacın içerdiği işlevler şöyle özetlenebilir:

  • Boş alanları yeşertmek
  • Kentlilere doğayla temas olanağı sağlamak
  • Biyolojik çeşitliliği artırmak
  • Kentsel ısı adasını azaltmak

Gerilla Bahçeciliği, küçük adımlarla başlar ve umuda–dönüşüme sembolik de olsa kapı aralar. Eylemler için seçilen yerlerin, genelde insanların ilgi göstermediği alanlar olması öngörülür. Başlıca tercih edilen yerler; terk edilmiş arsalar, yol kenarları, kaldırım araları, refüjler, park çeperleri, çöp atılan köşelerdir.

Uygulamada, şu özelliklere sahip olan bitkiler önerilir: Bulunduğu ortamın özelliklerine uyumlu yerel bitkiler, kendiliğinden tekrar tohum atan isyankâr türler, bakımı kolay olanlar, kurakçıllar, çok yıllıklar, soğanlılar vb.

Gerilla Bahçeciliği eylemleri, farklı biçimlerde gerçekleştirilebilir:

  • Belirlenen yerlere, tohum ve kompost karışımıyla hazırlanan tohum bombaları (Seed bombs) atılır.
  • Gece–gündüz gözetmeksizin terk edilmiş alanlarda ekim–dikim yapılır.
  • Eylemler, bireysel ya da yerel halkla işbirliği hâlinde gerçekleştirilir.
  • Yerel bitki türleri kullanılarak, düşük bakım gerektiren ve sürdürülebilir yeşil alanlar oluşturulur.

Gerilla Bahçeciliği, bir dizi eylem içermenin ötesinde; ekolojik bellek, kent hakkı, topluluk katılımı gibi kavramları da bir araya getirir. Bu kapsamda şu başlıklar sıralanabilir:

  • Şehirlerin monoton gri peyzajının, renkli ve yaşanabilir hâle gelmesine katkıda bulunur.
  • Arılara, kelebeklere, kuşlara yeni yaşam alanları açar.
  • Doğa farkındalığını ve aidiyet duygusunu artırır.
  • Mahalle estetiğini iyileştirir ve topluluk bahçelerine ilham verir.

Özellikle seçilen bitki türlerinin istilacı olmamasına özen göstermek gerekir. Tohumların ekiminde ve bitkilerin dikiminde, halkın özgür alanlarına engel olmamak, konuya ilişkin altın kurallardan biridir.

Geçmişten Günümüze "Gerilla Bahçeciliği"

"Gerilla Bahçeciliği" akımının ülkemizdeki öncülerinden, "PeyzajMAG" yöneticisi Peyzaj Mimarı Bilal Emre Arslan, çektiği videolar ve aktardığı bilgilendirmelerle etkinliğin bilinirliğine katkı sağladı. Konuya ilişkin görüşlerini almak üzere yönelttiğimiz soruları ve cevaplarını aşağıda sunuyoruz.

"Gerilla Bahçeciliği" kavramını nasıl anlamalıyız; tanımı ve kökenine ilişkin bilgi verir misiniz?

"Gerilla Bahçeciliği" (Guerilla Gardening) kavramı, ilk olarak 1973’te, New York’un Bowery Houston Bölgesi’nde, Liz Christy ve “Yeşil Gerilla Grubu” tarafından kullanılmıştır. Londralı reklamcı Richard Reynolds’un, önce kendi mahallesini yeşillendirmesi; ardından 2004’te, “On Guerilla Gardening” (Gerilla Bahçeciliği Üzerine) adlı kitabını yayımlaması ve internet sitesini kurmasıyla konu popüler hâle gelmiştir.

Kavramın kökeninde, iki önemli isim yer alır: Birincisi, 1649’da Gerrard Winstanley tarafından, İngiltere’nin Surrey şehrinde örgütlenen "Kazıcılar" (Diggers) grubu; diğeri ise 1801 yılında ABD’nin Ohio eyaletinde yaşayan John Chapman (Appleseed)’dır.

Kazıcılar, İngiliz İç Savaşı döneminde, Gerrard Winstanley önderliğinde bir araya gelen ve kamusal alanlarda tarım yapmaya başlayan radikal Protestan gruptur. Winstanley’in öğretisine göre; insanoğlunun gelişmesi ve hayatta kalması, toprakla ve doğayla ilişkisini özgürce sürdürebilmesine bağlıdır.

Halka ücretsiz yiyecek, içecek ve giyecek dağıtmayı vadeden ve bunu da gerçekleştiren Kazıcılar grubunun eylemleri, başlarda tam olarak anlaşılamadığı için göz yumulmuş; böylelikle hareket gitgide büyümüştür. Ancak zamanla grubun büyüyüp güçlenmesi, özel mülkiyet sahiplerini rahatsız etmeye başlamıştır.

Eylemlerinde suç unsuru bulunmadığından grup bir süre daha faaliyetini sürdürmüştür. Ancak dönemin feodal derebeylikleri tarafından sistematik şekilde rahatsız edilerek; kundaklama ve fiziki saldırı gibi tacizlere maruz kalmışlardır. Kendilerini savunmalarına izin verilmeyen bir dava sonucunda, radikal grup olarak suçlu bulunmuş ve ektikleri arazilerden kovulmuşlardır. Bazı tarihçiler bu oluşumu; "Ekolojik Köy", "Ekolojik Hareket", "Tarım Sosyalizmi" ve "Modern Anarşizm" gibi kavramların öncüsü olarak değerlendirmektedir.

"Gerilla Bahçeciliği" kavramının öncülerinden sayılan Johnny Chapman (Appleseed)’ın hikâyesi ise daha farklıdır. Chapman, Amerika’da nehir boylarındaki bazı arazileri satın alarak — bazen de satın almadan — bu arazilerde tohumdan elma ağaçları yetiştirmiş ve 3–4 yaşlarına gelen elma ağaçlı arazileri satarak yoluna devam etmiştir.

Hiçbir zaman yerleşik hayata geçmemiş, gezgin misyoner çiftçi olan Chapman, öldüğünde arkasında yaklaşık 4800 kilometrekarelik, yüksek verimli tarım arazisi bırakmıştır. Bu arazilerde, doğal seçilim sonucunda birçok elma türü ortaya çıkmış ve dönemin yoksul topluluklarına önemli bir zenginlik kazandırmıştır.

Etkinliğin özellikleri nelerdir; dünyada ve Türkiye'deki uygulama örneklerini kısaca özetler misiniz?

Avrupa Peyzaj Sözleşmesi’ne göre, kişi başına düşmesi gereken yeşil alan miktarı, 10 m2 olarak belirlenmiştir. Ancak, özellikle metropollerde bu düzeye ulaşılması mümkün olmamaktadır. Şehirlerde azaldıkça azalan yeşil alan miktarı da gerilla bahçeciliği eylemlerinin yaygınlaşmasında rol oynayan önemli etkenlerdendir.

Günümüzde gerilla bahçeciliği, kentlerde genellikle geceleri bir araya gelen gönüllülerin, atıl kalan, bozulmuş ya da terkedilmiş alanlarda, bitki ve fidan ekim/dikim işleri yapması şeklinde uygulanır. Etkinlik, öncesinde yetkililere bildirim yapılmadan/izin alınmadan gerçekleştirildiği için yasadışı çağrışım yapsa da özünde, iyi niyetli yaklaşımla kentlerin yeşillenmesine yönelik eylemlerdir.

Etkinlikteki işlemler, bilinen bahçe işleri ve uygulamalardan farksızdır. Önce, ekim-dikim yapılacak alan belirlenir; bunlar kaldırım kenarı, ağaç dibi, köprü altı, sökülmüş kaldırım taşı boşluğu gibi yerler olabilir. Belirlenen alanların, çim biçme makinesi, yaya güzergâhı ve benzeri dış unsurlardan etkilenmeyecek yerler olmasına özen gösterilir. Konuya ilişkin ekip kurulması, alanın özelliklerinin belirlenmesi, ekime-dikime hazır hâle getirilmesi, uygulamanın gerçekleştirilmesi gibi işler önceden organize edilir.

Dünyada 1 Mayıs, aynı zamanda "Uluslararası Ayçiçeği Gerilla Bahçeciliği Günü" olarak da kutlanır. Her yıl 1 Mayıs’ta tüm gerilla bahçeciler, bulundukları bölgeye ayçiçeği dikerek farkındalık oluşturmaya çalışır. Dünyada onbinlerce destekçisi bulunan bu hareketin, Türkiye’deki savunucuları henüz yoğun katılım göstermemektedir. Türkiye’deki uygulamalar daha çok, kaldırıma meyve ağacı dikerek ya da ağaç diplerine fesleğen-darı ekerek yapılıyor.

Türkiye açısından etkili olabilecek ilginç ve yaratıcı bir uygulama, "Tohum Bombaları"dır. Tohum bombası, kolay çimlenen, kolay yetişen, çok bakım gerektirmeyen bitki tohumlarının, kil, toprak ve su ile bir araya getirilmesiyle hazırlanır. Harç hâlinde oluşturulan tohum bombaları, kurutulduktan sonra, mevsim koşulları uygun olduğunda; başta ulaşılması güç noktalar olmak üzere, çeşitli yerlere atılır ve doğa koşullarında patlayarak yeşermesi beklenir.

Kentlerde giderek artan gri alanlar karşısında, gerilla bahçeciliği gibi tabandan gelen mikro müdahaleler, kentsel ekolojiye gerçekten katkı sağlayabilir mi?

Eylemlerin süreklilik göstermesi, sürdürülebilir olması önemlidir ve kentsel ekolojiye anlamlı katkı sunabilir. Bunun gerçekleşmesi, halkın katılımı ve yerel yönetimlerin işbirliğiyle sağlanabilir. Ayrıca, oluşturulan alanların düzenlenme ve bakımından sorumlu olanların, gerekli bilgi birikimiyle bilinçli yaklaşım göstermesi, sürdürülebilirliğin sağlanmasında kritik öneme sahiptir.

Etkinlik, dünyada çoğunlukla doğrudan kamusal hareket olarak yürütülse de; ülkemiz koşullarında, halkın katılımıyla idarenin işbirliğinin sağlandığı ortak model kaçınılmazdır. İnsan, emek verdiği yeri sahiplenir. Bu sebeple ne kadar çok katılım olursa, konu o kadar fazla benimsenip sahiplenilir; böylece, kentsel ekolojiye katkı sunacak süreklilik sağlanır.

Profesyonel bir peyzaj mimarı olarak, izin alınmadan yapılan bu eylemleri, “yasadışı müdahale” olarak mı; “kamusal alanı geri kazanma hakkı” olarak mı değerlendirirsiniz?

Pratikte elbette yasadışı görünüyor; çünkü herhangi bir izin alınmadan yapılıyor. Ancak, kentlerde yapılar, araç yolları ve özel bahçeler çıkarıldığında, bireye tanımlı çok az alan kaldığı görülür. Yayalar açısından bakıldığında, yollar kamusal olsa da aslında araçlara hizmet ediyor. Oysa kenti yaşayabilmek için, mekânları yaya olarak deneyimlemek gerekiyor. Ayrıca, başkasının mülkiyetine müdahale edilmediği sürece, çoğu yer kamusal alan niteliği taşır. Bu nedenle bu eylemler, kamusal alanı geri kazanma hakkı olarak nitelendirilmelidir.

Kamu zaten hepimizin; dolayısıyla bu müşterek mekânları yeniden “bizim” yapma çabası, aslında sadece bize sunulanla yetinmeyip yaşam alanımızı kolektif olarak geliştirme isteğidir. Genelde, konuya dair iyi niyetli birçok girişim görülüyor; ancak, “iyi niyet” öznel bir kavram ve bu yüzden de katılımcılık önemli. Meşruiyetin artması, kolektif faydanın oluşması ve toplumsal kabulleniş için, hareketin en geniş kitlelere yayılması gerekir.

Yerel yönetimler-belediyeler, bu tür bağımsız yeşillendirme girişimleri ve sürdürülebilir kent peyzajı için nasıl işbirliği modeli oluşturabilir?

Henüz hiçbir yerel yönetimle doğrudan görüşülmemiş olsa da bu işbirliğine sıcak bakılabileceğini düşünüyorum. Katılımcı yaklaşım, halkın kentle bağ kurmasını sağlarken, aynı zamanda, sürdürülebilir kurakçıl peyzaj modelinin oluşumunu da düzenler. Aslında bu etkinlik, kurakçıl peyzajın tam karşılığıdır; bakım gereksinimi olmayan, bulduğu kadar suyla yetinen, yaşadığı bölgeye tam uyum göstermiş, sürekli tohumlanarak kendini yenileyen bitkiler... Bundan daha "sürdürülebilir model" düşünemiyorum.

Uygulama sayesinde, tohum, gübre, fide gibi maliyetler neredeyse sıfıra iner. Bu amaçla, mahalle kolektifleri oluşturulabilir. Belediyeler de belirli dönemlerde, bilgilendirme toplantıları, katılım çağrıları, tohum dağıtımı gibi etkinlikler düzenleyerek, sürecin şenlik havasında gerçekleşmesini sağlayabilir.

Gerilla Bahçeciliği, peyzaj mimarlığının geleceği açısından bir “uyarı” mıdır; yoksa “yeni bir yönelim” olarak mı değerlendirilmelidir?

Peyzaj mimarlığı hizmetleri, yalnızca “bitkisel malzeme”den oluşmadığı için, bu eylemleri tamamen yeni bir peyzaj modeli olarak tanımlamak, mesleğin teknik kapsamına haksızlık olur. Ancak uygulama ve halk katılımı açısından yeni bir yöntem olarak değerlendirilebilir. Yine de toprak hazırlığı, drenaj, arazi plastiğinin düzenlenmesi gibi mühendislik gerektiren kısımların, peyzaj mimarlarınca yürütülmesi önemlidir. Gerilla bahçeciliği, bu aşamanın sonrasında veya metruk alanlarda tercih edilebilir. Özellikle her gerilla bahçeciliği ekibinde, bir de peyzaj mimarının bulunması, doğru türlerin seçimi ve ekosistem uyumluluğu açısından çok daha değerli olacaktır.

Nihan Sevinç Muşdal
NGBB Peyzaj Yüksek Mimarı

Fotoğraflar: Wikimedia

Kaynaklar
Hardman, M. “Understanding guerrilla gardening: an exploration of illegal cultivation in the UK” [Working Paper], Centre for Environment & Society Research, 2010. Kuchta, D. M. “What is Guerrilla Gardening? Definition, History, and Examples Through History”, Treehugger, 2022.