Türkiye, geçmişten günümüze Avrupa, Asya, Afrika kıtalarını birbirine bağlayan ve jeopolitik köprü oluşturan bölgede yer alır. Baharat ve İpek yollarının güzergâhı olan bu eşsiz coğrafya, gerek sahip olduğu zengin biyolojik-coğrafik-topoğrafik özellikleri; gerekse zengin florası ve faunası ile önem kazanır. Aynı zamanda, dünyadaki balarısı (Apis mellifera) zenginliğinin de kesişim yeri olan bölge, çok sayıda balarısı alttürü ve ekotipini barındırır. Bu nedenle evrimsel açıdan balarısı alttürlerinin dünyaya yayıldığı bir arıcılık merkezi olarak da tanımlanabilir. Ülkemizde bir yerden bir yere, özellikle kırsal kesim ve uygun coğrafyada seyahat ederken, güzergâh üzerinde öyle ya da böyle bir arılık görülmesi olağandır.
Arıcılık, eski tarihlerden itibaren bu coğrafyanın vazgeçilmez uğraşı ve kültürü olmuştur. Çatalhöyük ve Boğazkale'de yapılan kazılarda elde edilen İlk kayıtlar ve belgeler, Anadolu'da arıcılığın geçmişinin, MÖ 7000'li yıllara uzandığını gösterir. Çatalhöyük'teki duvar resimlerinde, arılar ve bal petekleri ile ilgili şekiller görülse de dönemin kovanları hakkında bilgi edinilememiştir.
Türkiye'de arıcılığın gelişmesi, iki dönemde incelenebilir. Erken zamanlardan, Modern Türkiye’nin kurulmasına kadar devam eden ilk dönem, “Geleneksel-İlkel Arıcılık" olarak adlandırılır. Bu dönemde kovanlar çamur, ağaç gövdesi, kütük, sepet ve benzer malzeme ile hazırlanmıştır. İran ve Türkiye’de kullanılan geleneksel kovanların, bölgedeki diğer yerlere göre daha fazla çeşitlilik gösterdiği bilinmektedir. Osmanlı döneminde, tarım ve arıcılık için vergilendirme ve kovan malzemesi satışıyla ilgili yasalar uygulanmıştır.

İkinci dönem veya modern dönem, I. Dünya Savaşı’ndan sonrasını kapsar. Bu dönemin özelliği, ilkel kovandan modern arıcılık ekipmanına ve modern arıcılık uygulamalarına geçilmesidir. Dönemin ilk detaylı arıcılık araştırmaları, 1933-1937 yıllarında F. S. Bodenheimer tarafından gerçekleştirilmiştir. Bodenheimer, ülkemizdeki modern ve ilkel kovanların sayısı, bal ürünleri ve arı türleri hakkında hazırladığı anketi tüm illere göndermiş; elde ettiği sonuçları, 1942’de, “Studies on the Honey Bee and Beekeeping in Turkey” adlı kitapta yayımlamıştır. Bu çalışma sonraki yıllarda, istatistik verilerin değerlendirilmesi ve Türkiye arıcılığındaki olumlu gelişimin izlenmesinde yararlı olmuştur.
Böcek bilimci Tsing-chao Maa, 1953 yılında Treubia dergisinde yayımladığı, "An inquiry into the systematics of the trebus Apidini or honeybees (Hym.)" adlı makalesinde; Anadolu coğrafyasında yayılış gösteren balarısı alttürünün, "Apis mellifera anatoliaca" olduğunu kaydeder.
Böcek bilimci Tsing-chao Maa, 1953 yılında Treubia dergisinde yayımladığı, "An inquiry into the systematics of the trebus Apidini or honeybees (Hym.)" adlı makalesinde; Anadolu coğrafyasında yayılış gösteren balarısı alttürünün, "Apis mellifera anatoliaca" olduğunu kaydeder.
1954, 1962, 1972 yıllarında Türkiye’yi ziyaret eden Br. Adam, ülkemizdeki balarılarının kolonilerini, arıların görünümünü ve davranışlarını incelemiş; özellikle anadolu arısı (Apis mellifera anatoliaca)' nın performansını değerlendirmiştir. Anadolu arısının, sert iklim koşullarına uyum sağlaması ve nektar toplamadaki çabukluğu gibi özelliklerine dikkat çekmiştir. Daha verimli bir arı hattı geliştirmek için, anadolu arısını ebeveynlerden biri olarak kullanan Br. Adam; "Buckfast balarısı" olarak bilinen hibrit soyu geliştirmiştir.
Kuzeydoğu Anadolu’da uzun zamandır bilinen kafkas balarısı (Apis mellifera caucasia) da Bodenheimer'ın kitabında yer almaktadır. Ülkemizdeki arıcılar, bu iki arı alttürünü çok iyi tanımakta ve renklerinden kolayca ayırt edebilmektedir. Ancak, diğer alttürler ve farklı izole bölgelere adapte olmuş diğer ekotipler bir araya geldiğinde, bu ayrım göründüğünden daha karmaşık olmaktadır.
Ülkemizde varlığı bilinen balarıları, morfolojik, fizyolojik ve davranışsal özellikleriyle Friedrich Ruttner tarafından çalışılmıştır. Ruttner, balarıları konusunda yaptığı çalışmalarda, alttürler arasındaki evrimsel ilişkileri ortaya koyarak, bu ilişkilere göre dünya üzerindeki balarısı kollarını belirlemiştir. Onun bu amaçla kullandığı uzaklık, açı, renk gibi çeşitli morfometrik karakterlerden, daha sonraki birçok çalışmada referans karakterler olarak yararlanılmıştır. Kauhausen-Keller ve diğerleri, bu standart morfometrik karakterlerin çok değişkenli istatistiksel analizi ile dört kolun varlığını pekiştiren sonuçlar ortaya koymuştur.
Ruttner’in yaptığı morfometri çalışması sonuçlarının çok değişkenli analiziyle; Ortadoğu evrimsel kolu (O kolu) kapsamında, yedi balarısı alttürü tespit edilmiştir.

Girit arısı (Apis mellifera adami)
Anadolu arısı (Apis mellifera anatoliaca)
Ermenistan arısı (Apis mellifera armeniaca)
Kafkas arısı (Apis mellifera caucasia)
Kıbrıs arısı (Apis mellifera cypria)
İran arısı (Apis mellifera meda)
Suriye arısı (Apis mellifera syriaca)

Ruttner’in morfometri çalışmalarına ek olarak yapılan; mitokondriyal DNA (mtDNA) belirteçleri, tek nükleotid polimorfizmleri (SNPs) ve geometrik morfometri metoduyla sürdürülen araştırmalarda da benzer sonuçlar elde edilmiştir. Ruttner ayrıca, Türkiye’de dört balarısı alttürünün varlığını da açıklamıştır. Buna göre, anadolu arısı; Orta Anadolu'da, Karadeniz bölgesinin büyük bölümünde, Ege ve Akdeniz boyunca yayılış gösterir. Kafkas arısı, Kuzeydoğu Anadolu’da; iran arısı, Güneydoğu Anadolu’da; trakya arısı (Apis mellifera carnica), Trakya’da bulunmaktadır.
Türkiye’deki balarılarının dağılımını ortaya çıkarmak amacıyla, Ruttner’in çalışmalarından sonra da araştırmalar sürdürüldü. Bu kapsamda, birçok lokasyondan balarısı örnekleri ile allozimler ve mtDNA gen örnekleri toplanmış; morfometri ve geometrik morfometri yöntemi ile mikrosatellit analizleri uygulanmıştır. Böylece ülkemizde yayılış gösteren; "Anadolu arısı", "Kafkas arısı", "İran arısı", "Suriye arısı", "Trakya arısı" alttürlerinin varlığı belirlenmiştir. Türkiye'de varlığı belirlenen beş balarısı alttürü, önemli özellikleriyle aşağıda tanımlanmıştır.
Anadolu balarısı
(Apis mellifera anatoliaca Maa), 1953 Türkiye’de farklı coğrafi alanlarda, Batı Anadolu ve Orta Anadolu’da bulunmaktadır. Sarı arılar olarak bilinse de turuncudan kahverengiye çeşitlenen renk geçişine sahiptir. Kanatları ve bacakları, vücut büyüklüğüne oranla daha küçüktür. Karın kısmı ve bacaklarındaki dokunma duyusu organı (tarsi) daha geniştir.
Başlıca davranış özellikleri arasında; besin bulma durumuna bağlı olarak larva besleme becerisi, oğul verme eğilimi ve soğuk koşullarda mükemmel kışlama kabiliyeti önem kazanır. Anadolu arısı, TC Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından tescil edilmiştir.
Balarısı alttürleri arasında en geniş yayılışa sahip olan anadolu arısının, İç Anadolu illerimizde farklı ekotipleri bulunmaktadır. Bu alttürün dağıldığı geniş coğrafyadaki farklı ekotipleri de izole bölgelere uyum göstermiştir. Bu farklı ekotiplerden "Efe arısı", "Gökçeada arısı", "Yığılca arısı", TC Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından tescil edilmiştir. "Hatay arısı" da yakın zamanda tescil edilmiş bir ekotiptir.
Trakya balarısı
(Apis mellifera carnica Pollman), 1879
"C Kolu" üyesi olan bu alttür, "Karniyol arısı" adıyla da bilinir. Ülkemizde Trakya bölgesinde yayılış gösterir. Doğal yayılış alanı; Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Avusturya, Hırvatistan’dır. Başlıca davranış özellikleri arasında; sonbaharda hızlı yapılanması, kovan içinde sert davranması, soğuk iklimlerde mükemmel kışlama kabiliyeti sayılabilir. Bu ekotip, "Trakya arısı" olarak tescil edilmiştir.
Kafkas balarısı
(Apis mellifera caucasia Gorbachew) , 1916
"Kafkas arısı" ya da "Gri Kafkas dağ arısı" adlarıyla bilinir. Bu alttürün doğal yayılış alanı, Kafkas Dağları ve güney vadisini de kapsayan bölge ile sınırlıdır. Kuzeydoğu Anadolu ve Azerbaycan’a kadar olan bölgede yayılış gösterir. Ekonomik açıdan önemli bir alttür olduğu için, genelde morfolojik özellikleri ve davranış özellikleriyle tüm dünyada iyi bilinmektedir. Dikkate değer davranış ve özellikleri; kovanda sert olması, sonbaharda orta büyüklükte koloni oluşturması, düşük oğul verme eğilimi, yüksek oranda propolis kullanma eğilimidir. Bu alttür uzun dili, geniş karnı ve kısa örtücü kılları ile karakterize olmuştur.

Ruttner (1992)'in hazırladığı çizimde kullanılan renkler, Anadolu'da ve Ortadoğu'daki balarısı alttürlerinin yayılış alanını; sayılar ise iran balarısı (Apis mellifera meda)'nın farklı popülasyonlarının yayılış alanını göstermektedir.
KOYU KAHVERENGİ: Girit arısı (Apis mellifera adami)
KAHVERENGİ: Anadolu arısı (Apis mellifera anatoliaca)
MOR: Ermenistan arısı (Apis mellifera armeniaca)
AÇIK TURUNCU: Trakya arısı (Apis mellifera carnica)
YEŞİL: Kafkas arısı (Apis mellifera caucasia)
KOYU MAVİ: Kıbrıs arısı (Apis mellifera cypria)
KOYU TURUNCU: "Apis mellifera jemenitica"
AÇIK YEŞİL: "Apis mellifera lamarckii"
TURUNCU: Suriye arısı (Apis mellifera syriaca)
İran balarısı (Apis mellifera meda)'nın altı farklı popülasyonundan dördü İran'da, biri Irak'ta, biri Türkiye'de görülür.
1. MAVİ: Türkiye'de
2. PEMBE: İran'da (Tebriz-Tahran-Isfahan)
3. KOYU TURUNCU: İran'ın kuzeydoğusunda (Mashad)
4. LİMONİ YEŞİL: Hazar Denizi'nin güneyinde
5. SARI: İran'ın güneyinde
6. KIRMIZI: Irak'ta

İran balarısı
(Apis mellifera meda Skorikov) , 1929
İlk kez Lübnan’da tanımlanmıştır. Türkiye’nin güneydoğusu, Irak'ın kuzeyi ve İran bu alttürün yayılış alanını oluşturur. İlk tanımlanması, dil uzunluğu ve karın (abdomen) bölgesi altındaki plaka (sternit)'ların şekli değerlendirilerek yapılmıştır. Davranış özellikleri arasında, iyi kışlama kabiliyeti ve güçlü oğul verme yeteneği yer alır. Bununla beraber, savunma davranışının değişken olduğu belirtilmektedir. Bu alttürün karakteristik özellikleri şöyle sıralanır; geniş ayak tarak kemiği (metatarsus), biraz dar ön kanatlar, geniş karın ve rengi sarıdan siyaha değişim gösteren göğüsteki sert plaka (skutellum).

Suriye balarısı
(Apis mellifera syriaca Buttel-Reepen), 1907 Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Suriye, Lübnan, İsrail, Ürdün'ü kapsayan bölgede yayılış gösterir. Başlıca davranış özellikleri, son derece savunmasız olması, soğuğa duyarlı olması ve az propolis üretmesidir. Çok iyi nektar toplama özelliğine sahiptir; fakat çok saldırgan davranış gösterir. Bu alttür, oğul boyunca çok sayıda kraliçe gözü oluşturur ve oluşan kraliçelerden biri çiftleşip yumurtlayıncaya kadar diğer genç kraliçeler de hayatta kalır.
Ülkemizin sahip olduğu balarısı çeşitliliğinin, gerek kovan ürünleri gerekse bitkilerde tozlaşma yoluyla tarımsal ekonomiye yaptığı ekosistem servisi son derece önemlidir. Bu çeşitlilik sayesinde, tarımsal ürünlerin hem miktarının hem de kalitesinin artması mümkün olmaktadır. Tüm bu veriler ışığında, balarısı çeşitliliğinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasının yaşamsal değeri daha iyi anlaşılmaktadır.
Türkiye, arıcılık istatistiklerine bakıldığında, 9 milyonun biraz üzerinde olan balarısı koloni sayısı ile dünyada ilk sıralarda yer almakta; buna karşın, 114 bin ton olarak gerçekleşen bal üretim kapasitesinde, daha alt sıralarda bulunmaktadır. Üretilen balmumu miktarı ise 4 bin ton civarındadır.
Ülkemizdeki yerli balarısı alttürlerinin yanı sıra, çok sayıda yabancı balarısı çeşidinin ticari pazarda yer bulması önemli bir sorun teşkil ediyor. Yasal olmadığı hâlde sürdürülen bu uygulama, balarısı biyoçeşitliliğimizi kirletmekte ve hibritleşmeye yol açmaktadır.
Ülkemizde balarısı biyoçeşitliliğinin korunmasına yönelik çalışmalar, Ali Nihat Gökyiğit'in öncülüğünde önemli bir boyut kazanmıştır.
ANG Vakfı'nın girişimleriyle, Camili bölgesi izole alan ilan edilmiş ve ülkemizdeki balarısı alttürlerinden biri olan kafkas arısı koruma altına alınmıştır. Günümüzde kafkas arısı, Artvin ve Ardahan illerinde koruma altındadır; bu illerimize diğer bölgelerden balarısı girişi yasaklanmıştır. Kafkas balarısını koruma çalışmalarında sağlanan başarı, ilgili bakanlığın destekleri ve yerel yönetimlerin izinleri ile gerçekleşmiştir. Sonrasında, ülkemizde var olan tüm ırk ve ekotiplerin korunması amacıyla gerekli çalışmalara başlanmıştır.
Nitekim kafkas balarısının ardından, anadolu balarısı ile ilgili koruma faaliyeti de yine Ali Nihat Gökyiğit’in girişimiyle başlatılmış; onun gerek bilimsel araştırmalar için, gerekse Kızılcahamam- Kırkırca Kaplanderesi’nde arılık kurulması için sağladığı destekler sayesinde sürdürülmüştür. Böylece, ANG vakfının girişimi TC Tarım ve Orman Bakanlığı'nın da desteğiyle anadolu balarısı da koruma altına alınmıştır. Bu süreçte, aynı kafkas balarısında olduğu gibi gerek morfolojik- genetik araştırmalar, gerekse davranışsal çalışmalar sürdürülmüş ve arılığın sahip olduğu genetik materyal sürekli izlenmiştir.
Günümüzde, önemli bir alttürü koruma işlevi gören koruma arılığı, ülkemiz arıcılarının ihtiyacı olan damızlık ana arı ve oğul üretiminin gerçekleştirildiği yapıya bürünmüştür. Bu süreçte ziyaret edilen Taşören'deki orijinal arılıkların birinde, canlı tek koloni dahi bulunamamış olması; genetik zenginliğimiz olan arı türünün korunmasının önemini ortaya koymaktadır. Tarımsal faaliyetlerdeki önemi giderek artan bir genetik biyolojik zenginliğin korunmasına ilişkin bu örnek, aynı zamanda benzer çalışmaların artarak devam etmesi gerektiğini de göstermektedir.Ülkemizde balarısı çalışmaları ve özellikle koruma arılıklarının kurularak sürdürülebilir hâle gelmesinde, Türkiye Arıcılar Birliği ile TC Tarım ve Orman Bakanlığı arasındaki işbirliğinin önemli payı vardır. Bu işbirliği sayesinde proje başarılı hâle gelmiş; ülkemizin farklı alttürleri ve ekotiplerini barındıran bölgelerinde, çok sayıda izole alan ve koruma arılığı oluşturulmuştur.
Bu konudaki gelişmeler, ülkemizde var olan balarısı çeşitliliğinin korunması ve geleceğe yönelik sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından son derece önemlidir. Özellikle son yıllarda, yoğun koloni kayıpları hâlinde ortaya çıkan olumsuz gelişmeler giderek artmaktadır. Buna karşın, bölgesel arı popülasyonları ile ekotiplerinin korunması ve ıslahına yönelik girişimlerin artarak desteklenmesi, ülkemiz arıcılığının daha ileri gitmesini sağlayacak önemli yaklaşımlardır.


İrfan Kandemir
Prof. Dr; AÜ Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü


Fotoğraflar: İrfan Kandemir

KAYNAKLAR
Adam, B. (1983) In search of best strains of honey bees [2nd edition], Northern Bee Books, UK. Akkaya, H., Alkan, S. (2007) Journal of Apicultural Research 46[2]: 120–124. Arias, M.C., Sheppard, W.S. (1996) Mol. Phylogenet e-vol. 5[3]: 557-566. Bodenheimer, F.S. (1942) Studies on the honeybee and beekeeping in Turkey, Merkez Ziraat Mücadele Enstitüsü, Ankara. Bodur, C., Kence, M., Kence, A. (2007) J. Apic. Res. 46[1]: 50-56. Crane, E. (1975) BeeWorld 56: 119-127. Crane, E. (1983) The archaeology of beekeeping, London. Crane, E., Graham, A.J. (1985) Bee World 66: 148- 170. Franck, P., Garnery, L., Solignac, M., Cornuet, J.M. (2000) Apidologie 31: 167-180. Franck, P., Garnery, L., Loiseau, A., Oldroyd, B.P., Hepburn, H.R., Solignac, M., Cornuet, J.M. (2001) Heredity 86: 420-430. Garnery, L., Cornuet, J.M., Solignac, M. (1992) Mol. Ecol. 1: 145–154. Gökyiğit, A.N. (2013) Türkiye'nin Biyolojik Zenginliği ve Korunması, ANG Vakfı Yayınları. Güler, A., Kaftanoğlu, O. (1999) Turk. J. Vet. Anim. Sci. 23[3]: 565-570. Kandemir, İ., Kence, A (1995) Apidologie 26: 503-510. Kandemir, İ., Kence, M., Kence, A. (2000) Apidologie 31: 343-356. Kandemir, İ., Kence, M., Kence, A. (2005) Turk. J. Vet. Anim. Sci. 29: 885-890. Kandemir, İ., Kence, M., Sheppard, W.S., Kence, A. (2006) J. Apic. Res. 45[1]: 33-38. Kandemir, İ., Özkan, A., Fuchs, S. (2011) Apidologie 42: 618-627. Kandemir, İ., Macahel AŞ Ekibi, Gökyiğit, T., Gürses, Ü. (Aralık 2023) “ANG Vakfı ve Ali Nihat Gökyiğit’in Son Çeyrek Asırda Türkiye Arıcılığına Katkıları” TAB Arıcılık Dergisi, Özel Sayı: 33-34. Kandemir, İ. (2023) "İç Anadolu (Ankara) balarısı (Apis mellifera anatoliaca)". Ankara; Arısı, Balı, Ballı Bitkileri Kitabı: 1-10. Kauhausen-Keller, D., Ruttner, F., Keller, R. (1997) Apidologie 28: 295-307. Koca, A.Ö., Kandemir, İ. (2015) "Marka Bal Olma Yolunda Samsun Sempozyumu", 10 Ocak 2015, Samsun. Maa, T. (1953) Treubia 21: 525-640. Özdil, F., Yıldız, M.Y., Hall, H.G. (2009) Apidologie 40: 570–576. Özkan Koca, A. (January 2012) "Analysis of Apis mellifera L. (Hymenoptera: Apidae) subspecies distributed in the Middle East by using geometric morphometric methods" PhD Thesis, Ankara University, Ankara, Turkey. Palmer, M.R., Smith, D.R., Kaftanoğlu, O. (2000) J. Hered.: 91: 42-46. Roffet-Solque et al. (2015) Nature 527: 226-231. Ruttner, F. (1988) Biogeography and taxonomy of honeybees. Springer-Verlag: 284. Ruttner, F. (1992) Naturgeschichte der honigbienen. Ehrenwirth Verlag: 357. Sheppard, W.S., Arias, M.C., Meixner, M.D., Grech, A. (1997) Apidologie 28: 287-293. Smith, D.R. [ed.], (1991) "Mitochondrial DNA and honeybee biogeography" Diversity in the genus Apis: 131-176. Smith, D.R., Slaymaker, A., Palmer, M., Kaftanoğlu, O. (1997) Apidologie 28: 269-274. TUIK (2024) (erişim: 17 Kasım 2024) Tutkun, E. (2000) Teknik Arıcılık el kitabı, TKV Yayını, Ankara. Whitfield, C.W., Behura, S.K., Berlocher, S.H., Clark, A.G., Johnston, J.S., Sheppard, W.S., Smith, D.R., Suarez, A.V., Weaver, D., Tsutsui, N.D. (2006) Science 314: 642-645.